18 Aralık 2013 Çarşamba

İşte geldim burdayım,ben her işte ustayım!



Zooey Deschanel | Flawless people.
      Uzun soluklu bir aradan sonra tilkinin dönüp dolaşıp yine geleceği yerdeyim.Ve artık sözüm sözdür bir daha buraları böyle dutluk gibi bırakıp gidecek göz yok bende.Şu sürede başı boş gezdiğimi düşünenlere nanik yapar,biriktirdiğim anılardan beş ciltlik ansiklopedi çıkacağına iddiaya girerim dostum.Bu arada neler mi yaptım başlayalım anlatmaya:

İşimdeyim gücümdeyim:
Sonunda işsizlik sorununu çözdüm.Köklü ve ünlü bir firmada işe başladım.O kadar yoğun çalışıyorum ki evde kalmışlığımı bile unutuyorum diyeyim de siz anlayın nasıl bi durumda olduğumu.Sabah uykusuna hasret kaldım,erkenden yollara düşüp trafik denilen illetin kollarına atıyorum kendimi.Ardından tüm gün yüzlerce insanla muhatap oluyorum,beyin diye bir şey kalmıyor sonuçta.Cümle kurmayı unuttum çiçeğim,günün sonlarına doğru hebele hübele bir şeyler sayıklıyorum.Bizim departmanda  çalışanların yüzde 95'i erkek ve bekar.Benim dışımda dört kadın daha var.Birisi yeni doğum yapmış,sürekli bebesini emzirme telaşında,diğer ikisi 50li yaşlarında ve geriye kalan hatunun da dünyaya geliş amacının beni katil etmek olduğu kanısındayım.Tek hayali bir an önce zengin koca bulup 113973830 tane çocuk doğurmak.Hatunun annelik hormonları maksimum düzeyde.Ne zaman ofisin kapısından bir velet girse hatun yerinden fırlayıp çocuğu öpmüyor resmen yalıyor.Bense sinsi ve öldürücü bakışlarımla ne zaman bu yapmacık yıkama yağlamalara son verecek diye uzaktan uzağa kesiyorum hatunu.Amaç belli çiçeğim.Ofisteki bekar erkeklere ''evlenilecek'' kızım ben imajı çizmek.Bense çocuklardan kedinin sudan kaçtığı gibi kaçıyorum,tüylerimi diken diken ediyorlar.Böyle bir ikili olarak yan yana çalışıyoruz.Gün boyu birbirimize laf sokup duruyoruz.Yeminle söylüyorum kendim için bile bu kadar tez zamanda evlenme duaları etmemiştim.Evlenip,yumurtlasa da kurtulsam bu azaptan.Allahtan hatunun hiçbir albenisi yok.Hal böyle olunca ofisteki erkekler bana hallendikçe hatun küplere biniyor.Ben işe başladıktan sonra giyim tarzını bile değiştirdi ama olmayınca olmuyor be çiçeğim.

Evimdeyim barkımdayım:
İşle beraber evimi de değiştirmek zorunda kaldım.Malum büyük şehirlerde sabah-akşam trafiğine çözüm bulunamadığı için iş yerinde yaptığım mesainin yarısı kadar da yollarda mesai yapmaya başlayınca bu iş böyle olmaz dedim ve iş yerime yakın ev arayışlarına girdim.Daha ikinci günümde tam kafama göre bir ev buldum.Tek eksiği doğal gazın daha bağlanmamış olmasıydı.Amannn ne olacak İzmir sıcak memleket 15 gün yakarım ufomu keyfime bakarım dedim ama havalar bir anda soğuyunca her şey popomda patladı.Ev ev değil derin dondurucu mübarek.Geceleri sağımdan soluma dönemez oldum yatakta.Kapladığım alan kadar yeri ısıtıyorum gerisi ıslatılmış yatak gibi bir milim kıpırdayamıyorum.Sabahları ayrı bir işkence tabi.Duşa girmek bildiğin çin işkencesi,duştan çıkmak aşk acısı.Klozetle poponun kavuştuğu an sevgilin aldatmasından daha çok koyuyor insana.İlk haftadan sonra resmen amuda kalkarak işimi görmeye çalıştım.Sokak bile evimden daha sıcak.Bir süre sonra sinir sistemim bozuldu,eve girdiğim anda ağlama nöbetlerim tutuyordu.En sonunda 10 gün önce doğalgazım bağlandı.Bağlandığı gün tek başıma dev bir parti verdim evin içinde.Aklına gelen tüm romantik şarkılar eşliğinde bir kalorifer peteğinden ötekine attım kendimi.Sıcacık bir yuvaya olan özlemin verdiği aşkla 85 dereceye yükselttiğim kombi,ertesi gün terden 3 kilo vererek uyanmama sebep olsa da hiç şikayet etmedim.Ev sahibime hiç değinmek istemiyorum.Herif asker emeklisi,konuşurken tüm uzuvları oynuyor.Çalıştığım yerden arka arkaya izin alamadığım için doğal gaz bağlantısı sırasında herif durdu çalışanların başında.Ama adam nasıl bir görev aşkıyla bu işe kendini verdiyse,nasıl bir misyon yüklediyse kendine eve geldiğimde banyo malzemelerimin olduğu kutunun açılmış ve içindekilerin banyoya yerleştirilmiş olduğunu görünce kan beynime sıçradı.Yahu sana ne be adam benim duş lifimden,düşün onu bile askıya asmış zirzop herif.İki günde bir beni arıyor yok bulaşıklarını yıkıyor musun yok evi temizliyor musun,yok çivi çakma,yok nefes alma vs. vs.Ağzında sürekli bir sakız,ayağında kocaman beyaz Almancı tipi spor ayakkabılar,altında kursağına kadar çekilmiş bir kot pantolon,andropozun doruklarında yaşayan sorunlu bir tip.Adamın numarası bile telefonumda zip zip diye kayıtlı var gerisini sen düşün.Tanrı bizi korusun.

Yalnızım havalıyım:
Yalnızım ama felaket havalıyım.İlk defa yalnızlık bu kadar havalı görünmeye başladı gözüme.Züğürt tesellisi midir nedir bilemem ama erkeklerin belli bir yaştan sonra yalnız kadınları daha bi ilgi çekici bulmaya başladığını düşünüyorum.Daha bi gizemli geliyoruz sanırım erkeklere.Bir de açık açık artık evlenmeyi düşünmediğimi söyledikçe gözleri fal taşı gibi açılıyor demekki bu işin raconu buymuş.Evren böyle yanar döner bi şey işte.Sen kalk yıllarca iste,bekle,arayış içinde ol ama bulama,bulsan da elinde tutama.Gün gelip açık açık istemediğini söylediğinde erkekler çevreni sarsın saadet zinciri gibi.Tabi ya erkeklerin aradığı da böyle hatunlardı değil mi.Evlenme baskısını üstünde hissetiği an topuklayan herifler için en cazip kadın tipiyim şu sıralar.Bi de misler gibi kendimi ağırdan satıyorum ki değmeyin keyfime.Bir sonraki yazımda heyecanlı aşk meşk durumlarımı paylaşacağım.

17 Eylül 2013 Salı

Lanet olsun sağa sola spermlerini hunharca savuran erkeklere!

Pin up
  Bazen hayata karşı çok atarlanıyorum bal arılarım.Sabahtan akşama kadar dilimde bi türkü,''baştan yarat ellerimi,baştan yarat gözlerimi,baştan yaz şu kaderimi,tanrım beni baştan yarat''.Ama olmayınca olmuyor işte bakın bakalım ben ne umuyorum hayat bana ne veriyor:

*Janset olayım derken Cansever oldum Allahım: Yahu ne zaman kısa saça özensem,şöyle yaz günü ensem açılsın da hoppidi hoppidi gezeyim desem.Samara tarzı saçaklı saçlarıma isyan edip saçımı kestirmeye kalksam sonuç hep ''yine bana hüsran,yine bana hasret var'' oluyor.Ben diyorum Sharon Stone,kuaför anlıyor Anne Hathaway.Ben diyorum Rihanna adam yapıyor beni Emma Watson ya da ezikler kraliçesi Miley Cyrus.Ayy bilmem anlatabildim mi derdimi çiçeğim

*Spor yapayım derken sakat kaldım:
   Kırk yılda bi kez tembelliği bırakıp gaza gelip spor yapmaya karar veriyorum.Aman bee spor salonuna o kadar para yatıracağıma en iyisi evin yakınında mis gibi yürüyüş parkuru var orda koşar zıplarım diyerek kendimce kararlar alıp sabahın köründe sokağa çıkıyorum ama köpeklerden spor yapmak ne mümkün!Yahu sabah erken çıksam sokakta bi ben bi de azgın köpeklerle,emekli astsubaylar oluyor.Köpekleri kovuşturmaktan iki adım atamıyorum.Akşam üstü çıkmaya karar verdiğim zamanlarda da hep erteliyorum.Yemek sonrası insana bi rehavet,bi üşengeçlik çöküyor.Spor salonuna yazılma konusunda da durumum pek parlak sayılmaz.İnsan spor salonuna neden yazılır?Hayır yani elin kızları formunu korumak için yazılabilir ama ben gayette lop lop yağlarımdan kurtulmak için yazılıyorum arkadaş.Zayıflayınca sporla işim olmaz deyip sporu bırakanlardanım ben maalesef.Eee şimdi sorarım size sağımda adonislerini pompalayan erkekler,solumda formunu korumaya çalışan çıyanlar olan spor salonları beni napsın,ha napsın?İşin özü ben bu yaz sıkılaşayım  diye üç kez teşebbüste bulundum.İlkinde köpekten kaçarken bileğimi burktum,ikinci girişimimde karada tutmadı su sporu yapalım babında denize atladım,yıllardır adı bile geçmeyen deniz anası geldi beni bulup ısırdı.Üçüncü deneyimim ise plaj voleyboluydu maalesef.En sonunda belimi de sakatlamayı başarıp böyle aşkın ızdırabını ... diyerek spora veda ettim.Jübileme hepinizi beklerim.

*Kaş yapayım derken göz çıkardım:
   İşte en fena girişimim de bu oldu sanırım.Koskoca yaz boyunca kaldığım tatil köyünün bulunduğu muhitin trafosunun patlamasına sebep oldum,yan odada kalan çifte ''baba-kız mısınınız?'' diye sordum,çok sarhoş olduğum bi anda arkadaşımın nişanında nişanlısının yanında ''hadi yine iyisin Merve, ben Cem'den sonra bi daha toparlanamazsın diyordum'' tarzında koskoca bir gafa imza attım,alt komşumun balkonuna iç çamaşırımı düşürdüm,ki adamın karısı tatildeyken olması da pek manidar oldu.Ve son olarak pazar günü beklemediğim bi anda işyerinden gelen bi telefonu açtığımda üç beş kez alo deyip ses duyamayınca ''hay allaamm ya bi s.ktirip gidemedi şu sapıklar'' diye söylenmemin ardından karşı tarafın Ekimoza Hanım sesim gelmiyor sanırım ben bölüm şefi Cihan demesiyle yaşadığım travma anlatılmaz yaşanır.
 

16 Eylül 2013 Pazartesi

Gün almadan otuzumdan bulmalı bi koca en alasından! Part 2

Untitled | via Tumblr
  Bekarlar için gece yeni başlarken saat epey bi geç olmaya başlamıştı. Tavuk bünyemin,alkolünde verdiği etkiyle sürekli esnememe sebep olduğu anlardan birinde tam da ayran budalası gibi beş karış açık ağızla esnerken gelin adayı arkadaşımın sesiyle yerimden hopladım:
 -Ekimoza, bak bu Cenk'in okuldan arkadaşı Pacman , aynı sektörde çalışıyorsunuz, tanışın istedim.

  Şu an hatırlamaya çalışmakta zorlandığım,tam olarak neye benzediğini kestiremediğim ''hebele,hübele'' tarzı üç beş kelime dökülüverdi ağzımdan.Kocaman ağzımla dünyanın en aptalca sırıtışını sergilediğimi net bi şekilde hatırlıyorum ama.
  Sonrasında Pacman ile derin bi sohbete koyulduk.Hayır anlamıyorum başımın tepesinde bas bas müzik yayını yapılırken söylenenleri duymayan tek insan evladı ben miyim?Ben ne söylesem herif gayet güzel anlıyordu ama ben her cümlesinden sonra ''efendim,anlamadım,hı,pardon'' tarzı cevaplarla çocuğa anlattıklarını tekrarlatıp durdum.Ara sıra da utancımdan anlamadığım halde anlamışım gibi numara yapıp ya kafa salladım ya da elimdeki içkiyi tepeme dikip gülümsedim.
***
 Bi  ara utana sıkıla bana bi şeyler söyledi,ne söylediğini anlamadım ama baktım herif kapıyı gösteriyor.Direk balıklama atladım ''aa yok benim evim var,şey yok ben eve gideceğim'' tarzı üç beş şey geveledim.O sırada çakmak arayışına girdiğini görünce yaşadığım utancı anlatamam.Allahın şanslı kuluymuşum da herif benim saçmalıklarımı duymamış,meğer sigara içmek için dışarı çıkalım mı diyormuş.Canım yaaa, utanıp çekinmesinin sebebi de içimde büyüttüğüm mandadan bihaber bi şekilde beni narin,çıtıpıtı bi şey sanmasıymış.''Boşver kanka yak bi sigara'' deyip elimi omzuna atmama az kalmıştı ki toparlanıp kendime geldim.Madem beni çıtıpıtı,çiçeği burnunda bi salatalık zannediyordu adonisli Pacman'im,varsın öyle sansındı.Tuzlayıp tuzlayıp yesindi beni çıtır çıtır razıydım.Zaten ikinci buluşmada su koyuveren bünyem yüzünden hala bekardım.Gayet kibar bi şekilde,bir İngiliz edasıyla sigaramı yaktım,dumanını bile üflemeye korkar oldum.Zaten ben tuvalette de pembe s.çardım.Aman canım yalandan kim ölmüş,doğuştan kontes ve geyşa ruhlu bir kraliçe adayıydım.
***
  Günün sabaha vardığı saatlerde Pacman ile yapacağımız çocuklardan üçüncüsünün ismini de belirlemek üzereydim.Mekan kapandı ve bizler teker teker evlerimize yollandık.Beni taksiyle evime kadar bırakan Pacman,nedense telefon numaramı istemeyi akıl edemedi.Giden taksinin ardından bakarken aklımdan tek bir soru geçiyordu.Şimdi ne olacaktı? Mutfak perdelerimiz dantelli mi yoksa çiçekli mi olacaktı?
 
 

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Gün almadan otuzumdan bulmalı bi koca en alasından!

-Photography-


  Bi zamanlar ay yok yok ne bi zamanları daha beş gün öncesine kadar ''evlilik'' kelimesi 1000 volt elektriğe maruz kalmışçasına titrememe, bilinç kaybı yaşamama sebep oluyorken bugünlerde nerde bi düğün var nerde bi bekarlığa veda gecesi hoop ben oradayım. Yıllar yılı düğünlerden derneklerden kaçarak büyük hata yapmışım cancağazım. Eşine az rastlanır cevherin kaynağı orda yatıyor yaşamın kalbi oralarda atıyormuş da haberimiz yokmuş.
***
 Bi kere düşün;en ruhsuz en duygu yoksunu olanımız bile şöyle acıklı bi filmden çıkınca bi iki dakikalığına da olsa duygusallaşmıyor  mu? Ya da ülke genelinde bi protesto mu var hemen galeyana gelip direniyoruz ama iki bilemedin üç gün sonra eski halimize dönüp hopaşinanay eller havaya moduna giriyoruz.Anlatmaya çalıştığım çiçeğim, yedisinden yetmişine çok çabuk duygusallaşan,hızla duygudan duyguya atlayabilen,anlık ve geri dönüşü olmayan kararlar vermeye pek müsait bi milletiz.Hal böyle olunca düğün atmosferini iyice içine sindirmiş,moda tam anlamıyla girmiş damat beyin bekar arkadaşlarından daha kolay bi av olabilir mi?
***
  Ellerin memleketinde yıllar yılı ''stag party, bachelor party vs. vs.'' adı altında düzenlenen, yurdumun Amerikan gençlik filmleriyle büyümüş pek elit!! kesiminin son beş-altı senedir hayatımıza soktuğu şu bekarlığa veda partilerinden birine davetliydim. Ha yani yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar eşliğinde kutladığımız Anadolumun misler gibi kına gecelerinin köküne kıran mı girdi de böyle abidik gubidik işlere bulaştık onu da anlamış değilim ya neyse. Nerde kalmıştık hah işte bu partilerden birine davetliyim ama içimde bi gram bile gitme isteği yok. Gelin, yakın arkadaşım olmasa beni hiç bi güç oraya götüremez ama naparsın işte kaderin cilvesi. Malum kaç zamandır da evi tıkılıp kaldım bari iki insan yüzü göreyim dedim kalktım gittim. Şimdi bu partilerde iki grup olur.Biri gelinin ''pek namuslu, evinin hanımı, çocuklarının anası kıvamında evli, sözlü, nişanlı arkadaşları'' diğeriyse benim de yıllardır mensubu olduğum ''evde kalmış, hoppa ya da yüzüne bakılamayacak kadar çirkin özelliklerden en az birine sahip kibarca söylemek gerekirse bekar arkadaşları''. Genellikle ilk grup daha kalabalıktır ve bu iki grubun üyeleri birbirlerini günahları kadar sevmezler, gece boyu ilk grup ''gelini de aralarına almış olmanın haklı gururuyla'' ikinci gruba acınası, nefret dolu bakışlar atar durur. Eee ne yapsın zavallı ikinci grup da kendini içkiye vurmaktan başka bir çare bulamadığı için ertesi gün türlü pişmanlıkla açar gözlerini dünyaya. Bekarsan bu partilerin üç anlamı vardır hayatında: Baş ağrısı, ağzından çıkan istenilmeyen sözler ve dışlanmışlık hissi.
***
  Gece boyu içip ara sıra saçma sapan oryantal figürler sergilediğim partinin sonunda hiç beklenmedik bi sürprizle karşılaştık. Damat bey ve arkadaşları kendi partilerini bitirip bizim mekana gelmişlerdi. Teklif açıktı: Hep beraber ortak eğlence! İşte şimdi evli, mutlu, çocuklu kadınlara bir çalım atıp topu ağlara gönderme sırası biz bekarlardaydı .Evliler, evde bekleyen koca ve çocuklarının yanına yollanırken biz bekarlar için gece yeni başlıyordu. DEVAMI YAKINDA...
 
 

29 Haziran 2013 Cumartesi

Pek havalı metropol kadınının süpersonik hayatı!

Likes | Tumblr  Bekarlık sultanlıktır,yalnız kalıp kendini dinlemeli insan,kişinin en iyi arkadaşı kendisidir,şöyle bir aylığına ıssız bi adaya gidip kafa dinlemeli,ben bana yeterim kimseye ihtiyacım yok,gece hayatı yoruyor insanı be hacı,telefonları kapatıp üç beş gün keyfime bakmak istiyorum... zartmış zurtmuş pehhh!!Kim neresinden yumurtlamışsa bu zamazingoları,karşıma çıktığı an iki çift olacak o zatı muhtereme.
***

 Yıllar yılı arkadaş,dost bildiğim yılanların büyük bi kısmı evli,geri kalanı düğün telaşında,bi kısmı koca arayışında orda burda fink atmakta,birazı tatilde eller havada,geriye kalan kaybedenler kulübü üyeleri de bilgisayar başında çürümekte.Bense hasta,kötürüm,çaresiz ve yalnız bi başıma evdeyim.Yalnızlık ve eve kapanmışlık ne zor şeymiş dostum halimden ancak yalnız uyuyanlar anlar.Soğuk soğuk odalar.
***

 10 günlük iznim var sözde izinliyim ama gel gör ki evdeyim.Orda cillop gibi deniz-güneş-kumsal üçlemesi tey tey halay çekerken ben ev hapsine mahkum edilmiş,kapana kısılmış bi fareyim adeta.Nedenine gelirsek,tıp literatüründe ''bebek hassasiyetine sahip,güneşe toleranssız hassas cilt'' olarak geçen lanet cildim güneşin zararlarına fazlasıyla maruz kaldığı için bırak denize gitmeyi evden dışarı çıkamıyorum.Zombi gibi geceleri fink atabiliyorum ancak boşalan şehir sokaklarında.Lan herkes mi tatilde,nerde bu şehir.nerde insanlar.Bi ben bi bekçi Rıza bi de mahallenin sadık köpekleri mi koruyacak bu kenti.
***

 Ha bi de güzel yurdumun süper zekalı haber bültenlerinin her yıl gerçekleştirdikleri ''asfalta yumurta kırma'' deneyli  ''Türkiye yanıyor'' haberleri kanallarda dönmeye başladığı şu sıcaklarda kol ve bacaklarımı kapalı tutmak zorundayım. Güneşe olan alerjim nedeniyle kati suretle iyileşene kadar kol ve bacaklarımı açmak haram bana.Kırkpınar güreşçileri gibi bilmem kaç faktörlü milyon tane kremi vücuduma sürdükten sonra çekiyorum rahibe kostümlerimi ancak o zaman çıkabiliyorum sokaklara.Heyhat şu güneşten bi ben bi Nicole Kidman çekiyor zaten,gerisi hikaye.
***
  Evde hayat nasıl derseniz dostlar,içler acısı cevabım az kalır yaşadığım kederi anlatmaya.Sabahları homurdana homurdana uyanıp,tek kişilik kahvem eşliğinde saçma sapan gündem maddelerine bakıyorum.Bakıyorum bakıyorum da lanet zaman geçmek bilmiyor.Deli gibi eski,yeni dizilere sardım şu sıralar.Diziler desen onlarda vefasız,bir bir sezon finali yapıp ocağımı söndürüyor halden anlamaz,hayırsızlar.İş uyumaya gelince zaten apayrı bi kabus sesler,gölgeler,çıtırtılar.Lisede öğrendiğim ne kadar yansıma sözcük varsa hepsi bir bir kabusum olup beni uyutmuyor çiçeğim.Hadi hayırlısı!
Dipnot:Koskoca Starkların başını yedin Robb Reis,yakıştı mı sana.Bi uçkuruna sahip olamadın pehh,ben de seni bi halt sanırdım!
 

28 Haziran 2013 Cuma

Geldi yaz ayları,gevşer gönül yayları!

. | via Tumblr

***Her şeyin festivali mi yapılır arkadaş!
   Bahsi geçen ülke bizim ülkemizse yapılır dostum. Yok susam festivali, yok sarımsak festivali diyerekten üçüncü sınıf şarkıcılar eşliğinde kudurup tepinerek kafayı yememize az kaldı. Bi de çok matah bi durummuş gibi bunların ''güzellerini'' seçmiyor muyuz al sana on numara beş yıldız dalga konusu. Hadi kiraz güzeli, çilek güzeli seçmeyi anlarım en azından sevimli meyveler, bi gideri var yani. Ama domates, patlıcan, karpuz, sarımsak güzeli nedir allah aşkına. Beni karpuz güzeli seçseler kırk yıl insan içine çıkamam yeminle.

***Asansör demek, can demek!
  Evden aceleyle çıktığım zamanlarda apartmanımızın emektar asansörü, Clark Kent'in en sünepe haliyle girip Süpermen olarak çıktığı telefon kulübesinden daha olağanüstü bi nesne olarak görünüyor gözüme. Asansör, son ana bıraktığım işlerimi yaparken bana göz kulak, ön ayak ve sponsor oluyor sağolsun. Kabına sığmayan memeleri sağa sola dürtmek suretiyle sıkıştırma işlemi, makyajda son rötuşlar, açık kalan fermuar kontrolleri, yazın sıcağında popona yapışan iç çamaşırını çekiştirme fırsatı, siyah nokta sıkma faaliyeti ve daha neler neler.

***Plaja gitmeden önce dön de bir bak haline!
  Malum yaz geldi, karpuz kabuğu denize düştü. Plajlar dehşet verici manzaralarla dolup taşmadan önce buradan evrene mesajımı ileterek kendi payıma düşen görevi yapayım dedim.

*Allah aşkına bikini giyen yaşlı ve buruşuk hanım teyzelerimizin üstüne biri bi şey  atsın, sevaptır.

*Beş çocuk doğurmuş hanım ablam sözüm sana! Fay hattına dönmüş çatlak göbüşünle bikini giyemesen de biz de huzur içinde, kabussuz geceler geçirsek.

*Malum ülkemiz erkeklerinin kıl tüy potansiyeli ortada hal böyle olunca doğuştan kazaklı beyler sözüm size.Denize girmeyin demiyorum ama şu kılın,tüyün bi hal çaresine bakın ciğerim.Hiç olmazsa şu koltuk altı bölgenizdeki kıllara kıyın bi zahmet!Hayır yani öyle adamlar var ki ordaki şey kıl yumağı değilde canından bi parçaymış gibi kıyamıyor,adeta bi organizma,bi canlı besliyor orda.Yapmayın allasen!

*Slip mayo giyenler allah sizi bildiği gibi yapsın, ne diyeyim daha.

*Ayyıldız dövmeli, dazlak kafalı gurbetçi arkadaşları ve bileğinden boğazına kadar altın bilezikli sevgili eşlerini bu yaz plajlarda Türkçe konuşmaya davet ediyorum.

*İnsan denize yüzmek için gider.Yüzmek bir çeşit spor dalıdır ve söz konusu sporsa, spor yapmaya Afrikanın yarısını doyurmaya yetecek kadar yemekle gidilmez.Güzel yurdumun,güzel plajlarında haşlanmış yumurta, biber dolması, baklava, börek manzaraları bu yaz son bulsun.


P.s:Bu bloglovin in midir,cin midir hala çözememiş olsam da çoğunluğa uyduk,bindik bi alamete biz de.Takibe almak isteyenler için Ekimoza Günlüğü

6 Haziran 2013 Perşembe

Bu Blogda Direniş Var!

direni_

 
 Yaklaşık olarak beş gündür bizzat direnişin içinde olduğum için bloguma uğrama fırsatım
olmadı.Haklı direnişimiz hakettiği sonuca ulaşana dek #bublogdadirenisvar

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Gece dolaşır gündüz yatarım,yatak içinde keyif çatarım!

Tumblr_mkfvh5afdb1qhg067o1_500_large


***Bazı erkekler, tam da en acil anlarda güncelleme uyarısı verip seni iki saat bekleten bilgisayarlar gibiler. Ne zaman  ihtiyacın olsa ''benim bi yenilenmeye, kendimi dinlemeye ihtiyacım var'' deyip hoop güncellenmeye çekiliyorlar.

***Amerikan-polisiye film veya dizilerde baş ajanımızın karısı genellikle pek bi nanemolla oluyor. Fiziken soluk benizli,40 kilo, mega sarışın olan bu hatunlar; koskoca FBI ajanı kocalarına ''oğlumuzun hokey maçını kaçırdın Maykıl, kızımız sen gelmeden uyudu Maykıl,bugün oyun parkında oynarken dizi yaralandı sen bunu göremedin Maykıl'' diye bik bik bik hesap sormuyorlar mı deli oluyorum çiçeğim.Herif üç seri katili yakalamış,bi koca uyuşturucu çetesini çökertmiş ama yookk efendim oğlunun hokey maçını kaçırmış aman ne mühim.Bu Amerikalı kadınlarda hiç kıymet bilirlik, efendime söylim beyine,evinin erkeğine saygı falan yok.Kocam ekmek parası uğruna azılı suçlularla gün boyu uğraşıyor bari eve gelince gönlünü hoş tutayım,şöyle sevdiği bi sulu yemeği yapayım,kumandayı vereyim de yatana kadar o Amerikan futbolu yorumlarını milyon kez dinlesin ben de o arada ütü yapayım,keşfe çıkıp,top yapıp oraya buraya yuvarladığı kirli çoraplarını bulup buluşturayım,tek tatilimiz olan pazar günü de çoluk çombalak kayınvalidemlere gidelim de beyim anacığıyla hasret gidersin vs. vs. bunların hiç birini düşünmüyor hatunlar.

***Bana uzaya git orda mantı aç, aya çık halay çek, kutuplarda örgü ör, ekvatorda mısır patlat deyin ne derseniz deyin de aman ha herhangi bir kurum ya da kuruluşun müşteri hizmetlerini ara demeyin.Bende mi bi özürlülük var yoksa herkes mi aynı dertten muzdarip bilmiyorum ama ben 40 dakika telefonda bi o tuşa bi bu tuşa basıp en sonunda yine en başa döndüğümü bilirim.Mübarek müşteriye hizmet değil de sanki uluslararası labirent oyunları.Adeta bi Açlık Oyunları,bi Alice Harikalar Diyarında.Dolan dolan başa dön.Henüz aradığım müşteri temsilcisine ulaşabilmiş değilim.

***Henüz üniversiteyi yeni kazanmış dostlar,yurttaşlar daha dün oturduğunuz sıraları ne çabuk unutup da liselilerden bahsederken ''ergenler,liseli bebeler'' tarzı kelimeler kullanır oldunuz çiçeklerim.20-21 yaşındaki insanlara bakıyorum 17lik 18lik insanlardan ''ergen'' diye bahsediyor.Bi git allasen! Aranızda üç yaş var dostum üç yaş.Değinmeden edemedim.

***Son olarak yaz demek gündüze lanet okuyup,evden dışarı bin bela okuyarak çıkmak demek.Ne olurdu yazın herkese izin verilse,hayat dursa ve bizler gündüzleri yatıp geceleri sokaklara dökülsek bir karnaval havasında,nolurdu ha nolurdu?

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Aman doktor canım cicim doktor derdime bir çare!


Large

 
  Bazen düşünüyorum da bu kadar olumsuz olayı arka arkaya yaşayan bi bedevi olarak nasıl hala umudumu kaybetmiyorum diye sonra pat!! aklıma geliyor.Tabi ya gelmiş geçmiş bütün hastalık çeşitlerini bir bir tecrübe etmiş bi bünye var karşınızda boru değil! Pee heeyy neler gördü bu beden,ne hastalıkları atlattı şimdiye kadar.
***
  Eve gelen her zarftan Sars virüsü,her faturadan şarbon kaptım.Sırasıyla kuş gribi ve domuz gribine yakalanıp,Kırım Kongo kanamalı ateşiyle cayır cayır yandım günlerce.Popoma batırılan her iğne aslında benden önce bir AIDSli de kullanılmış olduğu için AIDS'e de yakalandım defalarca.Zaten kendimi bildim bileli beynimde tümör vardı.Her regl döneminde de meme kanserine yakalanıyorum şu körpecik yaşımda.Önüme gelen hatuna mıncıklatıyorum memelerimi,''yok yahu ne kanseri Ekimoza şimdi sen regl dönemindesin ya ondan bu şişlik,bak gör iki gün sonra kaybolacak''diye bana açıklamalarda bulunuyorlar,o anlarda memeleri yeni yeni patlamış el kadar kızlar gibi hissediyorum kendimi.Karşımda bi dünya kadın oramı buramı inceleyip bana akıl veriyor.
***
  Körlük,sağır olma,kısmi felç en sık yaşadığım olaylar.Beyin kanamasını söylememe bile gerek yok.Yaz mevsimi geldimiydi tamamdır beyin kanaması sezonunu açarım.En az günde iki kez beyin kanaması geçirdiğimi iddia ederek ortalığı birbirine katarım.Sürekli vasiyetimi hazırlar,iki parça dandik mücevheratımı kime bırakacağım diye kafa patlatır dururum günlerce.En sonunda ''diriyken ne hayrımı gördüler ki ölüyken görsün haspalar'' deyip  kimseciklere bi şeyciğimi bırakmamaya karar veririm.Tutankamon gibi gömüversinler beni de takılarımla ne olacak,ellerine mi yapışır.Arkamdan da kesin ''rahmetli hayattayken bile kimseye günahını vermezdi'' diyeceklerini adım gibi biliyorum ki bu da beni mutlu eder,demek ki hayat felsefemi doğru anlatabilmişim dünyaya,anlaşılmadan göçüp gitmemişim şu dünyadan.
***
  Geçenlerde bi ortamda amcanın biri ''kanserin en önemli belirtilerinden biri yutma sorunu'' dedi.Benim kulaklar mart kedisi gibi dikildi,aman yarabbim!! ikişer üçer yuvarladığım cupcakeleri,bütün bütün yuttuğum dolmaları,sarmaları saymazsak ben de yiyecekleri yutarken zorlanıyordum.O günden beri ben kanserim diye dolanıyorum ortalarda.
***
   
    Ahh dostlar bi gün gerçekten bi hastalığa yakalansam bi allah kulu inanmayacak bana.Marketten ekmek almaya gittiğimde bile orda kaç tane insan varsa hepsiyle hastalıklar üzerine muhabbete giriyorum.Tüm mahalle beni umarsız hastalıklara yakalanmış kız olarak tanıyor,yolda görünce selam dahi vermeden atotu,itotu,adamsakalı,kadınkukusu tarzı isimlerle anılan otlar öneriyorlar derdime derman olup allahın rızasını almak babında.Bakkal Hayri Amca,yazık gencecik kız kanserden öldü diyecek,komşular beyninde tümör vardı zavallının diye orda burda anlatacaklar beni.Ailem kalp yetmezliğinden gittiğimi sanırken arkadaşlarım da aidsten gidiverdi sonunda deyip dedikodu etmeye başlayacaklar arkamdan.Bu karmaşanın altından kalkamayınca da küt patlatacaklar otopsiyi.Naçiz vücudum tıpçı bebelere maskara olacak anatomi dersinde.Muhtemelen de bu hızla yemek yemeye devam edersem ölüm sebebim ''mide fesatı'' olarak geçecek resmi kayıtlara.


4 Mayıs 2013 Cumartesi

Seninle Başım Dertte Ne Yapsam Bilmiyorum,Canımdan Bir Parçasın Yolup Atamıyorum!

  Large
 
  Saçlarımın gelişim sürecini,insanoğlunun sürekli kendini arayan,arayıp da bulamayan,bulsa da bi halt
olamayan,ararken kendini rezil kepaze hallere sokan ergenlik dönemlerine benzetiyorum.Çocukluktan bu yana denemediğim kesim,renk ve model kalmadı.Sonuç: Saç değil de mübarek sanki hala gelişimini tamamlayamamış isyankar bir ucube!
***

  İşsiz güçsüz,aylak aylak evde pineklerken hanım hanımcık oturan saçlarım ne zaman önemli bir randevum olsa tey tey diye halaya başlıyor.Ya da öylesine tepeden tutturulmuş ''ev topuzu''diye adlandırılan topuzumun aynısını en kaliteli kuaför salonunda yaptırmaya çalışsam azıcık ucundan bile benzemiyor.Saç dediğin böyle bir şey,nikah masasında terk edilmiş gibi insanı en olmadık zamanda ortada hönk diye bırakıyor.İnsanın saçı ve karşısına çıkan erkekler arasında kaçınılmaz bir doğru orantı olduğuna inananlardanım.Allah kimine uysal,her istediğini kabul eden,üzmeyen yormayan sevgili ya da saç verirken kimine de her ikisini de,inatçı, huysuz, söz dinlemez yola gelmez cinsinden veriyor.
   Bugüne kadar beni kederden kedere atan saçlarımın gelişim sürecine gelin hep beraber bi göz atalım:
***
Hem Amerikan Hem Kuyruklu
   Henüz 90'lı yılların başları. Bu saçma sapan modayı hangi insan evladının ortaya attığı gizli güçler tarafından hala devlet sırrı gibi saklansa da,o yıllarda ''ensede kuyruk'' modasından bende nasibimi almış bulunmaktaydım.O yıllar bitli,pireli yıllar.Her gün sınıftan üç-beş arkadaşımız bu yolda gazi oluyor,diğer veliler yavrularını korumak amacıyla,üstünde ''kahrolsun bitli çocuklar''yazan pankartlarıyla sınıf öğretmeninin huzuruna çıkıyorlar.Çocuğu bitlenen anneler çaresiz,toplum tarafından dışlanmış.Elden ne gelir derken yardıma mahalle eczaneleri koşuyor,şişe şişe bit ilaçları çocukların kafasından aşağı dökülüveriyor.İşte tam da bit sorununun kol gezdiği bu dönemlerde biri ortaya kısa ama kuyruklu saç modasını atıyor.Kuyruk olayı tamamen göz boyama.Upuzun saçları kesilen kız çocukları üzüldükçe upuzun kuyruklarına sarılıp taş basıyorlar yanık yüreklerine .Hey gidi!Tabi benim anacığım da beni kaptığı gibi ilk kuaförden içeri dalıyor.Epey bi süre Amerikan tıraşlı,kuyruklu saçımla utanç içinde yaşıyorum.
***
Jilet Gibi Ütülü Saçlar
  Liseye başlayacağım yıllar bir ütü furyasıdır aldı başını gitti.O zaman düzleştiriciler piyasaya çıkmamıştı.Şu yaşa gelmiş hala bi don bi fanila ütülememiş bendeniz o yıllarda bütün mahallenin kızlarının son ütücüsüydüm.''Sıradakiii'' dediğim an hoopp Gamze kalkar,Burcu salardı saçlarını ütü masasına.Kabul günü yapar gibi ''ütü günleri'' yapardık.Sana oturmaya geldim,çaya geldim,kahveye geldim lafları tarihe karışmış,yerini ''ütüye geldim şekerim''e bırakmıştı.Bu uğurda da az canlar vermedik.Buram buram yanık saç kokan evlerimiz,lastik gibi çektikçe uzayan saçlarımızla koskaca bir döneme damgasını vuran bi nesiliz biz hatırlatayım.
***
Peroksit,Papatya suyu ve Ev Yapımı Röfleler
   İşte geldik bu sürecin en utanç verici kısmına.İzmir’in meşhur kordon falcılarından aldığımız ilhamla önümüze gelen her açıcıya sarıldık.Saç açıcı özelliği olan ne varsa sürdük kafamıza,hani o günlerde biri çıkıp da eşeğin sidiği de saç açıyormuş deseydi eminim onu da kafamızdan aşağı boşaltmak için bir an bile düşünmeyecektik.Kaynattığım papatya suyunu saçıma sürüp güneşin en tepede olduğu vakitlerde kah amuda kalkarak kah balkon demirlerinden aşağı saçlarımı sallandırarak emelime ulaşmaya çalıştığım günlerin beynimde yarattığı hasarlar saymakla bitmez çiçeğim.O papatya suyunun  faydasını gören bi allah kuluna da rastlamadım ömrüm boyunca.Bu sebeple bu saçmalığın ''papatyaları azaltma politikası'' altında ortaya atılıp yaygınlaştırılan bir devlet politikası olduğuna artık adım gibi eminim.Hadi papatya suyunun en azından doğal,bitkisel bi tarafı var.Ya saçımızı çalı süpürgesine çeviren peroksit illetine ne demeli.Bunlar hep Amerikanın oyunu olmalı.
   Bi de annesinin saç boyasından aşırıp aşırıp saçının orasına burasına süren o dönem bizim gözümüze ‘’dünyanın en şanslı kızı’’ olarak görünen tipler vardı.Onlar bizim gibi ne balkonda güneşin altında amuda kalkmakla uğraşırlardı,ne de denize gitmeden önce peroksit sürüp ''saçımın rengi güneşte açıldı'' yalanları uydurmakla.
***
Yar Saçların Lüle Lüle
  Maşanın hayatımıza girmesiyle birlikte lüle lüle saçlarla üniversite yıllarında tanıştık. Maşalı saçlarımızla her birimiz az sonra ‘’kardeşler düğün salonunda’’ nişanlanacak kızlar gibiydik.Nedense saçımıza doladığımız maşayı çok bekletmeden hemen açmak aklımıza gelmediğinden buklelerimizin bozulması saçımızı yıkamadığımız müddetçe bir yıl sürebilirdi.Öyle vefalı öyle kalıcı öyle kötü gün dostu buklelerdi onlar.Sen onlardan kurtulmak istemedikçe onlar seni asla terk etmezlerdi.Neyse ki bu furya da çabucak geldi geçti,en azından yolda görenler ‘’hayırlı olsun,allah tamamına erdirsin,nişanlın ne işle meşgul?’’ diye sormuyor artık.



   





2 Mayıs 2013 Perşembe

Yaza Yaza Yaz Geldi,Kabus Dolu Günler Geldi! Vol:1

Large    Kiminin kapalı alan korkusu olur kiminin yalnızlık korkusu. Bazıları karanlıktan korkar bazısı uçandan kimisi kaçandan kimi de sokandan.Bense hiçbir şeyden korkmadım yaz ayından korktuğum kadar a dostlar. Korkulmayacak gibi değil ki mübarek neresinden tutsam elimde kalıyor hatta daha gerçekçi olmam gerekirse popomda patlıyor.Belki de kış çocuğu olduğum içindir bilemem şu yaşıma kadar yaz mevsiminin bi hayrını göremedim gitti.Benim için yaz mevsimi demek bakınız:

 EN AZ İKİ DUYU ORGANININ PERT OLMASI demek:
   Malumunuz yaz mevsimi düğün dernek yapanların bir numaralı tercihidir.Önce  düğün sahipleri model model,renk renk davetiyelerini huzurlu yuvanıza göndererek taciz etmeye başlar sizi. Sonra serinlemek için açtığınız kapı ve pencerelerden içeri  akın akın teklifsizce ilk önce Serdar Ortaç’ın binlerce dansözü ve Demet Akalın’ın Evli mutlu çocuklusu girer ardından Gülşeni,Handesi,Hadisesi usulca sokulur.Abe kaynanasısız düğün olur mu hiç,oo gelsin Tarık Mengüçler gitsin ‘’bu ne biçim manita otuzbeşinde lolitalar’’.Sen,’’çıldırmama az kaldı doktorum nerde’’ diye kıvranırken hoopp misket havası devreye girer hadi bakalım hep beraber Ankara’nın bağları da büklüm büklüm yolları.
  Kapıyı,pencereyi ve hatta kulağını tıkadın diyelim.Yookk öyle yağma öyle kolay kurtulamazsın.Dur bakalım gözünle görüp de görmez olaydım diyeceğin şeyler var daha.Bu sefer devreye havai fişekler girer.Ulan bilmeyen de bıyıklı fatmayla,gara gız ayşenin çocukları değil de İsviçre veliaht prensiyle İngiltre prensesi evleniyor sanacak.Utanmasalar kırkbir pare top atışı yaptıracaklar.Şu havai fişekleri artık mahalle bakkalında mı satıyorlar nedir,çocuğunun pipisi kesildi diye havai fişek attıranı bile gördüm.Ah görmez olaydı gözlerim.
***
KAÇIN GÖKDELEN TOPUZLULAR GELİYOR! demek:
    Yazın aman diyim aklı olan kuaförlerden uzak dursun.Hangi kuaförün kapısından içeri adım atıp ''çok sıra var mı?'' diye sorsam aldığım cevap tokat gibi yüzüme çarpıyor.''Bugün üç düğün bir kınamız var çok yoğunuz''.Ya kuyruğumu arkama sıkıştırıp tencere pazarlamacıları gibi kapı kapı gezip boş kuaför arıyorum ya da en ezik halimle boynumu eğip ''olsun ben beklerim'' deyip kıvrılıyorum bi köşeye.İşte  tam da bu durumda ‘’kıvrılma’’ kelimesinin hakkını verdiğimi düşünüyorum.Çünkü mahşer gününe dönen kuaför salonundaki bıngıl bıngıl etleri ve terli koltuk altları olan teyzelerin popolarının işgal altına aldığı deri koltukların bana kalan kısmına ancak ''kıvrılabiliyorum''.Kıvrılmamla beraber soru bombandırmanı başlıyor.Malumunuz ilk soru ‘’evli misin?’’ oluyor.Bu soruya hep aynı cevabı vermek ve karşılığında en az koltuk altlarının kokusu kadar ekşi olan bakışlarına mahkum olmamak için artık ‘’evliyim’’ diyorum yalan yok.Bazen  uzun seyahatlere çıkan bir armatör karısı oluyorum bazen de amatör futbolcu karısı.Ama genelde beyciğim ticaretle uğraşıyor deyip kestirip atıyorum.O anki ruh halime göre senaryolar üretiyorum.
  Bu kuaförü istila eden hanım teyzelerimizin fiziksel özellikleri %99 aynı oluyor.Genellikle pehlivan gibi bıngıl bıngıl kollara sahip olmalarına rağmen siyah kolsuz bluz ve beli lastikli kot kapri giyiyorlar.Her biri dolmalık biber kıvamında olan ayak parmaklarını halka arz etmekten hiç mi hiç utanç duymadıkları gibi ‘’kel başa şimşir tarak’’ deyiminin hakkını vererek o ayaklarına pedikür yaptırmayı da hiç ihmal etmiyorlar.Çoğunluğunun bıyıkları ve koltuk altları her zaman terli oluyor.Kanımca roll-on ya da deodrant denilen kozmetik ürünlerinden bihaberler.Ama iş makyaj yaptırmaya gelince simli ve mavi göz farlarını çılgınlar gibi gözkapaklarına boca ettiriyorlar.Ve tahmininiz üzere hepsi kocaman gökdelenimsi topuzlarıyla güzel şehrimin en yüksek binasının temelini o gün orda o kuaför salonunda atmış oluyorlar.
***
ZAYIFLARA DÜĞÜN 5 KİLO FAZLASI OLANLARA ZULÜM demek:
   Dikkatinizi çekerim kilolulara,şişmanlara vs. vs. demedim.Çünkü kaç kilo olursak olalım ya zayıfızdır ya da hep bir beş kilo fazlamız olur.Ve o beş kiloyu versek de fazladan üstüne bir beş kilo daha alsak da fazlalık olan beş kilo hiç değişmez.Yaz denilen illet mevsimin gelmesiyle hırkalar,montlar,kabanlar atılır.Yani ''yiğidin malı meydana çıkar''.Ne kat kat göbeğini saklayabilirsin ne silindir kollarını.Basenlerin bir kraliçe edasıyla halkı selamlamaya çıkar.Plajlar ilik gibi sıfır beden kızlarla doluyken,sen plaja gitmeden önce ne giyeceğini iki saat düşünürsün.Plaj yahu gittiğin yer altı üstü denize gireceksin ne giyeceğini neden düşünüyorsun diye beni ayıplama zayıf kız!Montofon ineklerinin memesi gibi şişen göğüslerimizi hangi bikiniye sığdıracağız,sağından dürtsen solundan fışkırıyor mübarek.Ya kocaman popomuza kaç beden bikini altı bulacağız.Hem bikini demek göbekler fora demek.O göbekle bikini giysen bu ne özgüven demezler mi adama.Mayo desen hiç haz etmem kendisinden.70lik turist teyzeler bile bikini giyerken halterci gibi mayoyla plajlarda dolanacak halim yok.Mayokini denilen şeytan icadının da zayıf kadınlar için yapıldığı ortada.Sen tutup ahh yanlarım bıngıl bıngıl yanlarım,kat kat yanlarım diye dert yanarken yanları açık mayokini giysen bu ne çelişki derler,ki haklılar her kimse o diyenler.
***
   En mantıklısı benim yaptığım gibi deniz beline gelene kadar su geçirmez  pareonu çıkarmayıp,bedenindeki tüm yağlar su altında kaybolduktan sonra pareoyu çıkarıp topuzunun etrafına sarmak.Karaya yaklaşırken tekrar çıkarıp beline dolarsın olur biter.Ya da varsa cesaretin beachdeki veletlerden birine üç beş kuruş ver Banu Alkan gibi çıkmana yakın getirsin havlunu denizin içine kadar.Tabi velet bi yamuk yapıp senden parayı kaptıktan sonra sivilceli ergen arkadaşlarıyla beraber sana iskeleden nanik yapıp kaçmazsa şanslısın.Bunun için önce iş,sonra para politikasını uygulamalısın. Karar senin!








1 Mayıs 2013 Çarşamba

Ara sıra bazı bazı gelsen bile gönlüm razı!

Large
  Herkes yaptı benim neyim eksik diyerekten ben de ağıma düşen balıkların hangi sebeplerle düştüklerini birr birr deşifre edeyim de ele güne ibret olsun dedim ve arama kriterlerinin arasında en kıymetlilerimi seçtim,huzurunuza çıkarıyorum.

1.Evliliğe Giden Yol:Ah anam bacım git derdine dermanı başka yerde ara burada ''arayan mevlasını da bulur belasınıda'' sözünden mütevellit anca belanı bulursun.Yoksa kelin ilacı olsa başına sürmez miydi?Sürerdi elbet hem de her bi yerine.Bu arada eğer öyle bi yol varsa,var da tarifi kolaysa ve sen sora sora bulduysan bi zahmet buralara da uğra bana da tarif ediver.

2.Evi bok götürüyor:Bunun için o blog senin bu blog benim fink atacağına kaldır kıçını evi temizle.Yok yani anlamadım amaç kendine yandaş aramak mı,bakalım benim evim gibi kaç kişinin daha evini bok götürüyor diye merak ediyorsan yazık ki sana ne yazık.

3.Ayak kızları:Yoo dostum yoo bunu anlamamı bekleme benden.Ayak kızları nedir hacı?Ayak takımı gibi bir şey mi acep.Ayakkabı,ayak yolu,ayak kokusu,ayak tabanı,ayak altı,ayak mantarı,ayak masajı,ayak havlusu,ayak bileği,ayak fetişizmi cartı curtu anlarım da ayak kızlarını çözemedim gitti.Hakaret mi yoksam?Çaktırmadan  ayakla ilgili de bissürü anahtar kelimemi yazdım artık gelsin mantarlı ayak sorunu çekenler,gitsin ayak fetişleri ohh sefam olsun.

4.Düğünde Misafirlere Hediye Olarak Ne Versem:Yürü git allasen.Kocayı kaptın diye bu kadar mı ayakların yerden kesildi anacım,ele güne hediye dağıtacak hale geldiysen durumun benimkinden de vahim.Bırak onlar sana ne hediye edeceklerini düşünsünler hazır altın fiyatları da düşmüşken ohh valla işin kebap.

5.Erkekleri Evliliğe İten Yollar:Yok öyle bi yol ben sana söyleyeyim.İttire kaktıra götüreceksen bu evlilikten bi cacık olmaz.Tecrübeyle sabitlenmiştir.

6.Lay lay lom galiba:Bence de öyle.Ama senin muhtemelen aramaya çalıştığın şey şu güzel eser madem buraya kadar geldin hadi seni yormayıp ben veriyorum linkini.Hizmette sınır yok gördüğünüz üzere.Lay lay lom galiba sana göre sevmeler

7.Fıstığını yiyim mi:Bamyasına bakmadan fıstık yeme telaşına düşen genç arkadaşlarımıza burdan selam olsun!

8.Banyo yapan kadın poposu:Bayılırım ne istediğini bilen insanlara.Herif kanaatkar,ne istediğini biliyor,kendince kıstasları var.O sadece banyo yapan kadın poposu görmek istiyor,hijyen önemli tabi.Bize laf düşmez!

Yedisinde neysen yetmişinde de osun!

Tumblr_mj2nt6agvp1rwgadvo1_400_large
  Aşk konusunda yaşadığım tüm zırvalıkların ve aşktan beklentilerimin temelini tamı tamına yedi yaşında atmışım şu bünyeye.Şöyle ki aşk denen illetin kölesi olduğum günü dün gibi hatırlarım.İlkokuldaydım.O yıl sınıfımıza Ankaralı bi çocuk gelmişti.Babasının işi nedeniyle taşınmak zorunda kalmışlardı.Tek hayali pilot olmaktı.Veleti görsen yedi krallığın veliaht prensi sanırdın.Öyle burnu havalarda,öyle mağrur.İsmi Oktaydı.Sınıftaki kızların hepsi yanık Oktay'a.Gören de piç kurusu kantine tost almaya değil de haremiyle cenge gidiyor zannedecek o derece havalı,biz kızlarsa o derece yanığız çocuğa.Oktay nereye biz oraya.En iyi arkadaşlar birbirimize düşmüşüz,saç saça girmemize az kalmış.
***
  Bizimki kimseye yüz vermiyor.Kesin Ankarada bi yavuklusu var bunun diye türlü türlü palavradan masallar sıkıyoruz birbirimize maksat rakipleri psikolojik olarak çökertmek,bu yarıştan caydırmak.Her ortamda olduğu gibi hani ilkokulda da sınıfın yellozu bi kız vardır ya;cılız,fingirdek,hep pembe giyen,upuzun dümdüz saçları olan kız.İşte bizimkinin ismi Merve.Ara sıra Oktay,Merve ile takılıyor okul bahçesinde,beslenme çantalarında ne varsa paylaşıyorlar,Merve Oktay'ın ödevlerini yapıyor hatta aşifte abisinin tasolarını hacılayıp Oktay'a getiriyor.Biz tombiş,kısa saçlı kızlar mutsuzluktan ölüyoruz.
***
  O zamanlar hatıra defteri,anket defteri gibi şeyler yeni yeni moda olmaya başlamıştı.Sırf bi anket defterinin en sonunda ''sevdiğiniz insana söylemek istediğiniz söz?'' tarzı dandik bi soru var diye hiç düşünmeden üç kuruş harçlığımla defteri alıp mahalle kırtasiyesinden eve uça uça gitmiştim.Heyecandan ertesi günü nasıl ettim bilmiyorum.Normal her insan gibi Oktay da bu eşsiz soruya cevap olarak seni seviyorum yazacaktı ve ben yani kısa saçlı tombik kız o cevabı üstüme alınacak,okudukça mutlu olacaktım.Hayaller kuracak,hayalimde Oktayla evlenip ona bissürü bissürü çocuk yapacaktım.
***
  Öyle olmadı.Oktay defterdeki küçük,yüreğimdeki kocaman boşluğa 10 harf 5 heceli tek bir kelime yazdı:GERİZEKALI! Sonra güz geçti,bahar geçti,kış geçti..Oktayın babasının tayini çıktı,gittiler.Yapraklar kurudu düştü,tekrar ayağa kalkıp can buldu.Saçlarım uzadı,uzadıkça dümdüz oldu,büyüdüm.Kaç kez aşkı tattım,kaç kez ihaneti yaşadım,kaç kez evlilikten döndüm.Hayata atıldım,çalıştım,kaybettim,kazandım.
***
  Ve yıllar sonra Oktayla karşılaştık.Çocukluk aşkım karşımdaydı.Ama ne ben eski bendim ne de o hayallerimin prensi.Ne o pilot olabilmişti ne de ben gelin olmuştum.Değişmeyen tek şey benim hala acınası aşkın peşinde koşan bir gerizekalı olduğumdu,Oktay haklıydı!
 
 

5 Ocak 2013 Cumartesi

Tek kare,tek cümle


Adamlar kestim kağıtlardan,adamlar yaptım her kalıptan ama hepsi bir anda ortadan kaybolunca çaktım olayı bağlama noktalarını kesmeyi unutmuşum...

2 Ocak 2013 Çarşamba

Alayım sana bir kangal sucuk,sonra da doğurayım üç beş tane çocuk

375406_380035262087938_1959601898_n_large
   Yok yılbaşı,yok sevgililer günü,doğumgünü,evlilik yıldönümü,tanışma seneyi devriyesi,öpüşme aydönümü,fingirdeme gündönümü,el ele tutuşmanın kırkıncı günü derken milletçe kafayı yedik.''Sevgilime ne alsam,kızlaaar'' diye amaçsızca forum sitelerinde,işyerlerinde,caddelerde,sokaklarda dolanan hatunlar üç gün sonra heriften tepiği yiyip yine soluğu biz bekarların,bahtsızların,yuvasızların başında alıyorlar.Fazlasıyla ''tepik yemiş biri olarak'' derin tecrübelerimi en iyisi toptan halka arz edeyim de tüketici toplumu bilinçlendirme de benim de bi katkım olsun dedim.
Parfüm: Alacağın parfüm maksimum 30ml'lik hatta cep parfümü olmalı.Bir ayda bitsin ki ayrılırsan it herif senin aldığın parfümü sürüp sürüştürüp başka hatunlara koklatmasın kendini.Yoo her şey tıkırında gider ilişkin devam ederse bi 30ml'lik daha alırsın.Bu durum herifin tuhafına giderse de ''ayy şekerim ben parfüm dahil her şeyin tazesini severim''mavrasını sıkarsın.Böylece bi taşla iki sosyal mesaj verip,kafanı yastığa rahatça koyarsın.
 
Saat: Pahalı pahalı saatlerden alayım feda olsun manitama diye düşünerek gaflete düşme sakın.Taksiti bitmeden heriften ayrıldın diyelim ki,herif başka kollarda volta atarken sen beşinci taksiti ödeyeceğim diye götünü sıkar durursun.Sonra da böyle aşkın ızdırabını ... der durursun benden söylemesi.
 
Telefon,laptop gibi bilumum teknolojik cihazlar: İlle de bu gibi tehlikeli ve tuzlu sularda yüzeceksen gözünü seviim aletin garantisini,kaydını kuydunu kendi adına yaptır.Herif oldu da ardına bakmadan topuklar,başka hatunlarla aşna fişnelere başlarsa mutluluk bi ihbar telefonu kadar uzağında olur.Bilmemne marka 12345 imei veyahut ip numaralı telefonum,laptopum kayıptır,çalıntıdır dedin miydi işi bitmiştir soysuzun.
 
 
Spor alet ve edavatları,spor salonu üyelik kartı: Alınabilecek hediyelerin en tehlikelisi işte karşınızda duruyor.Böyle bi hataya düşersen adam iki aya kalmaz yeni yeni şekillenmeye başlayan adonisleri ve kaymaklı baklavalarıyla ''güle güle yavrum güle güle'' şarkısı eşliğinde kuş olup uçar.En iyi ihtimalle,adamın içinde azıcık merhamet,efendime söylim emeğe saygı varsa spor salonunda bulduğu Fit ülkesinin prensesiyle seni aynı anda da idare edebilir bi süre.

    İyi hoş söylüyorsun da ben hala akıllanmadım hala sevgilime ne hediye alsam diye o arama motoru senin bu arama motoru benim dolaşıyorum diyorsan o zaman al sana üç beş öneri:
1.Boy boy fotoğraflarından oluşan bir albüm yaptır: Büyük bi pişkinlikle de herifin gözlerinin içine baka baka ''benden ala hediye var mı bu dünyada'' dersin.Kolaysa gıkını çıkarsın.
2.Kaktüs al: Ayrılınca ''hediyem götüne girsin'' diye mesaj atarsın.
3.Başbaşa tatil: Turist kızların fink attığı yörelere değil tabiki.Bir adet çadır,iki el feneriyle emeklilerin kamp kurduğu sahil şeritleri kapsamında geçirilen,doğayla iç içe bir tatil paketi.
4.Her erkeğin sevdiği yemeklerle donatılmış bir sofra: Can boğazdan gelir felsefesiyle,günün sonunda adama en azından bir kilo aldırmış olmanın zafer sarhoşluğuyla geçen bir gurur gecesi.Yemeklerden dolayı aldığın övgülerde cabası.
 

30 Aralık 2012 Pazar

Lay lay lom galiba bana göre sevmeler!

531876_181630295312216_614490368_n_large
***Seçme şansım olsaydı düğünlere çıkan orkestrada hiçbir sanatsal faaliyete iştirak etmediği halde ekiple takılıp sadece ortaya atılan paraları canhıraş bi şekilde fedakar Anadolu kaplanı edasıyla toplayan dostumuzun mesleğini seçerdim kendime.
 
***Attığım imzaların herbiri kendi şahsına munhasır,kişilikli ve bir diğerini taklit etmekten kaçınan imzalar.Ne zaman işlem yapmak için bankaya gitsem,elektronik imza olayında çuvallıyorum,attığım imzalar öncekini tutmuyor,çabalıyor çabalıyor şüpheli bakışlar altında ecel terleri döküyorum.
 
***Sevmediğim ve hatta kıl olduğum ne kadar insan varsa bana bayılıyor,sevmediğin ot dibinde(başında) biter demişler.Bi gidin allasen!
 
***Millet olarak misafire pek bi kıymet verdiğimiz ortada.Misafir terliği,misafir havlusu,misafir sigarası tarzı bilimum nesne malumunuz.Sonra sadece misafir geldiğinde çıkarılan tabakları,çatalları,misafir gelince Superman'in pelerinini havalandırdığı gibi tek hamlede koltuğun üstünden kaldırılan çarşafları,yanığı,şekli bozuğu ev halkına en seçkin ve şekilli olanları misafire verilen pastaları,börekleri geçtim de en fenası misafir çocuğu! Gel de katil olma ciğerim.
 
***Evde kalıp,kocayacağımı,kız kurusu olacağımı önceden bilseydim dünyaya ev kedisi ,ne bilim ev hediyesi,ev baklavası,ev ödevi olarak gelirdim.Yok yani amaç evle bütünleşmekse böylesi en makulu.
 
***Bazen uzaklara dalıyor gözlerim,bi hasret sarıyor tüm bedenimi.Sulugöz sakızı,Eti Cino portakallı çikolata,Eti'nin ABC krakeri,Eti Bumbo,pofuduk çokomel geliyor gözümün önüne,kederleniyorum.
 
***Gözümün içine baka baka bir madenci edasıyla burnunu karıştırmaya devam eden insanların yaşama sevgilerini takdire şayan buluyor,onları kendime rol model olarak alıyorum.
 
***Çantasını sevgilisine taşıttıran kızlar merhaba!
 
***Kiralık katil olsaydım,ücret olarak bi kasa gazozla,bi kilo leblebiye işi bağlardım.
 
***Arsızım!
 

28 Aralık 2012 Cuma

Portakalı soydum başucuma koydum!

Tumblr_mef8r44b7o1qf6aujo1_500_large
   Herkes yeni yıl gecesi planlarını yapmış,ununu eleyip eleğini asmış ciğerim.Moda blogları yeni yıl kombinlerini,yemek blogları yeni yıl sofralarını, kişisel bloglar da envai çeşit yeni yıl dileklerini çoktan yayınladı bile.Bana gelirsek;bizim köşedeki marketin sahibinin karısı Huriye Abla bile yeni yıl donuna kadar almışken ben de yeni yılla ilgili gram kıpırtı yok.
***
  Bu yıl bi çılgınlık yapıp evde gireceğim 2013 yılına.Aktivite listem pek renkli çiçeğim.Misal portakal kabuğundan gül yapıp,250 gramlık karışık çerez eşliğinde televizyon izleyeceğim.Gerçi nerdeee çocukluğumuzun o güzelim yeniyıl programları.Nerde ceketini beline sarıp kıvrak danslar sergileyen Adnan Şensesler,takma kirpiği şimdi düştü,düşecek diye beklerken bize aksiyon tadında bi gece yaşatan Muazzez Abacılar,balıketli Türk kızına,kendine iki beden küçük gelen kostümleri ve oryantal şovuyla özgüven pompalayan Sibel Canlar nerde söyleyin bana?Yahu Einsten bilmem kaç yıl önce atomu parçalamışken,hala şapkadan çıkardığı tavşanla bizi şok etmeyi başaran Mandrakeyi göreniniz var mı?Sonra yılbaşı gecesinin olmazsa olmazı Tanyeliler,Asenalar,Sibel Barışlar.
***
   Diyelim ki yılbaşı gecesi için dışarıda bi plan yaptım.Bunun saçı,manikürü,pedikürü yani kuaför masrafı var,ne giyeceğim derdi var,o kıyafetin altına uyacak ayakkabıyı,çantayı bulmak için kafa patlatması var.Sonra gittiğin mekanın giriş ücreti,taksi parası vs. vs.İçkiyi fazla kaçırsan eve dönmesi ayrı bi işkence,içkiyi dozunda bırakıp iki kadeh içsen geceden tat almayacaksın,bütün gece hindi gibi düşünüp duracaksın millet oynayıp dağıtırken.Zaten mekandaki yüksek sesten,yanındaki insanlarla iki kelime konuşman mümkün olmayacak,boyuna kafa sallayıp duracaksın.Sonra duygusal parçalar çalmaya başladığında,höt höt ayakta dikileceksin danseden çiftler asabını bozacak.Yanında sevgilin varsa bütün gece o mu baktı şu mu baktı diye gecen zehir olacak.Alkolün, sidik torbasını harekete geçirici bir besin kaynağı olmasından mütevellit tuvalete pek sık gitmen gerekecek ama kabinler hep dolu olacak bekleyeceksin,iki dakika çişini gönül rahatlığıyla yapamayacaksın çünkü sen içerdeyken kapının önünde en az üç hatun bekliyor olacak.Sonra tuvaletlere kusanlar mı dersin,sarhoş olup sifonu çekmeyenler mi...
***
  Ne dersin bu yılbaşı birlikte portakal kabuğundan süs yapıp,Adnan Şenses videoları izleyelim mi?Ben evdeyim hepinizi beklerim.Mutlu yıllar:)
 
 

21 Aralık 2012 Cuma

Bi iş var bu işin içinde! Part-4

208551_172067442936024_691150334_n_large

   Saçma sapan bi kaç restoran ismi verdim.Hatta eminim ki Onur şapşalağının gözünde ''para karşılığında restoranların  tanıtımlarını yapan çakma gurme''imajı çizdim.Övüp durdum,bi tanesinin balığını diğerini iskenderini,ötekinin pirzolasını.Böylece herif daha iyi anlamıştır belki bu koca götümü nerde büyüttüğümü.En sonunda da ''size afiyet olsun Onur Bey'' deyip kapattım telefonu.Heriften çıt çıkmıyor ki yani durduk yere ''hadi beraber  gidelim,hadi sizi ben götüreyim'' diyecek halim de yok.Dangaloz ne yapmaya çalıştı anlamadım ama telefonu kapatır kapatmaz okkalı bi ''ZIKKIMIN KÖKÜNÜ YESİN'' dileklerinde bulundum evrene.
***
   Ertesi gün 12 gibi aradı beni,telefonun çaldığını görünce tamamdır işe alındım diye düşündüm doğal olarak.Herif zaten ararsam iş sizin olmuş demektir demişti.Kısa bi konuşma geçti aramızda beni tekrar görüşmeye çağırdı,bi de -eğer işe alınırsam- benim departman şefim olacak Müge Hanım benimle görüşmek istiyormuş.Hala ''eğer işe alınırsanız'' kısmını çözemesem de yeniden vurdum kendimi yollara,bu sefer işlerim yolunda gitti,rahat rahat girdim plazadan içeri.Müge denilen çiroz karı beni bekliyordu,ilk saniyeden hiç gözüm tutmadı kadını.Resmen düşman bakışlarla baştan aşağı süzdü beni.Gayet mesafeli bi şekilde,boku tutar gibi elimi sıktı.Ama hatun nasıl ukala nasıl ukala anlatamam.Benim yarı boyum kadar boyu,e tabi yarı kilom kadar da kilosu var,anlayacağın tam bi ''cep boyu bela''!İş tecrübelerim,referanslarım,daha önceki işlerimden ayrılma sebeplerim vs. vs. gibi soruları geçtikten  sonra tam bi sorgu havasında özel hayatımla ilgili sorulara geçti.
-Evli misiniz?
-Yakında zamanda evliliği düşünüyor musunuz?
   Buraya kadar her şey normaldi.Yani olabilir dedim belki yakın zamanda yapılacak olan bir evlilik için alınacak izinler,iş hayatını etkileyeceği için bunları önceden öğrenmek istiyor olabilir.Ama sorular yavaş yavaş farklılaşınca benden soğuk terler boşalmaya başladı.
-Sevgiliniz var mı?
-İş arkadaşlarınızla ilişki yaşamaya nasıl bakıyorsunuz?
-Üstünüz olan biriyle duygusal bir şey yaşayabilir misiniz?tarzı sorular gelince ''hoop dedim noluyoruz''Bunları cevaplamak gibi bi mecburiyetim yok sanırım diyerek kibarca sorgu havasındaki toplantımızı sonlandırdım.Odadan çıktığımızda bu yer cücesi bi hışımla sekreter kıza ''Onur nerde?''  diye sordu.Camlı bi odanın önünden geçerken Onurla ikisini hararetli bi şekilde konuşurken gördüm.Hatun sinirle bi şeyler anlatıp duruyordu.İşte orda çaktım köfteyi.Kızım Ekimoza bu işin içinde bi iş var dedim.
***
    Akşamüstü tekrar Onur aradı.Müge Hanımla görüşmemizin nasıl geçtiğini sordu,üstelik bi de ''ben sizin görüşmenizden sonra bi türlü görüşemedim kendisiyle'' diye de yalan söyledi bana.Hiç renk vermedim sadece ''Onur Bey sanırım,Müge Hanım benden pek hoşlanmadı,o yüzden galiba bu iş olmayacak'' dedim.''Olur mu hiç öyle şey,benim favori adayım sizsiniz bunu bilin lütfen,ben İstanbul bölgeden geldiğim için denetleme ve karar verme yetkim var ancak sizden sorumlu olacak olan ve aynı iş yerini paylaşacağınız kişi Müge Hanım olduğu için fazla müdahale edemiyorum,ancak işe alınmanız için sonuna kadar uğraşacağım''dedi.Sonuna kadar uğraşacağım dediğinize göre Müge Hanım benim işe alınmamı pek istemiyor galiba dedim.Orda pot kırdığını anladı afalladı.Kem küm etti,bikaç şey zırvaladı,vedalaştık.
***
   Ertesi gün işyerinden arayıp işe başlayabileceğimi söylediler.Bi heyecanla gittiğimde doğal olarak yer cücesi beni pek iyi karşılamadı.Bütün gün ne kadar angarya,ne kadar lanet ve yorucu iş varsa üstüme yıktı.Eee ofis dedikoduları çabuk duyulur,hatunun Onur'a  deli gibi aşık olduğunu öğrenmem de pek uzun sürmedi.Bana karşı çekilmez tavırlarının sebebini böylece anlamış oldum.Bi de ilk iş günümde Onur'un işyerine çiçek göndermesi de üstüne tuz biber oldu.Eve gittiğimde beynim sulanmış durumdaydı.Bir hafta boyunca ofisin tuvaletine bile yalnız gidemedim,her an karı tuvalet kabinlerinin birinden çıkıp bıçağı boğazıma dayayacak korkusuyla üç buçuk attım.Bir haftalık iş hayatımda oscarlık onlarca komplo teorili senaryo ürettim.En sonunda can tatlı geldi,yaşama hakkım ağır bastı ve ''başlarım böyle aşkın ızdırabına'' diyerekten verdim istifa dilekçemi,ayrıldım işten.Onur'a gelince,sen uzakta ben uzakta nasılsa kıyamet kopacak 21 Aralıkta diyerek başlamadan bi hikayeyi daha bitirdim.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Hello bendeniz şeker şerbet değil şirret lanet!

382071_431059686960891_899679845_n_large
***Bir hafta önce başladığım diyete hala sabırla,canla başla,yılmadan,bıkmadan,usanmadan,tam gaz devam ediyorum.Bir hafta boyunca kuş yemi kadar yağsız,tatsız,tuzsuz şeyler yemiş olmama rağmen ancak ve ancak 1.4 kilo vermişim yavrukuşlar.Fak dı sistım! diyorum.Bir buçuk bile değil yahu şaka gibi.

***Hahh bi de Pms dönemimi diyete başladığım ilk haftaya denk getirdiği için evrene minnettarım.Resmen bu bir hafta ''Bloody Mary''  bacımız gibi dolandım caddelerde,sokaklarda.Ohh yoo tatlısız,çikolatasız bir regl dönemi:''Madırfakır!''

***İnce dudaklı saygıdeğer dostlarım kırmızı rujdan uzak durunuz lütfen.Hatta makyaj firmalarına burdan bir öneride bulunmak istiyorum.Allasen şu rujların üstüne ''ince dudaklı kadınların kullanması etik değildir,yasaktır'' yazın kardeşim.

***Şu sıralar farkettim de ergenlik çağındaki cancağızlarımın gözünde pek kıl bi tipim.Kendi isyankar,lanet,pislik ergenlik dönemi hallerimi ne de çabuk unuttum da çevredeki liseli kızların arkasından ''ahh şu yeni nesil kızlar ne hoppa canım,etek boyuna bak şunun,saçı da boyalı,ayyy bi de piercing takmış'' vs. vs. tarzından saydırıyorum.Ben ne zaman mahallenin dedikoducusu,kız kurusu ''Mualla Abla'' tipine büründüm,yarabbim!Ben değil miydim yıllar önce ''batsın bu dünya bitsin bu rüya siz beni hiç anlamıyorsunuz'' diye  piercinge izin vermeyen ana babamın başının etini yiyen ergen?Haa sonunda muhtemelen sevgili ebeveynlerim sırf o lanet olası ses tonum kesilsin diye beni kendi halime bıraktılar her bi yerimi deldirdim,üniversiteye gidince de kendiliğimden tek tek çıkardım hepsini o ayrı.

***Kristen Stewart'a kıl oluyorum çiçeğim.

***Bu hafta içinde Ankara'ya gideceğim.Yaz kış üşüyen,kansızlığın doruklarında yaşayan bi insan evladı olarak muhtemelen Ankara sokaklarında silikon yorganıma sarılarak gezeceğim.Ya da erkekler için satılan yün içlik ve fanila setlerinden alıp kendime yeni bir iç çamaşırı kombini de yaratabilirim.

***Bu aralar fena halde yabancı dizilere sardım.Bi ara baktım işi iyice ciddiye almaya başlamışım.Kendimce sesli yorumlarda bulunuyorum.Tarihi dizideki prenses aşk acısı mı çekiyor hoopp yorumu patlatıyorum sesli bi şekilde de ''ahh kızım ahh akılsızsın bırak şu Maykılın yolunu gözlemeyi artık,herif savaştan dönecek de iki cilveleşeceksiniz diye beklemekle ömür mü geçer'' ya da dizideki kadın kocasını mı aldatıyor ''seni kevaşe seni utanmadan bi de kocasının en yakın arkadaşıyla kırıştırıyor,ahh Corc yapılır mı sana bu''.

***Türk milleti olarak insanların dış görünüşlerini anlatma konusunda üstün yeteneklere sahip olduğumuzu düşünüyorum.Orta yaşlı bir grup kadının konuşmasına şahit oldum geçenlerde arkadaşının damadını anlatıyor ''ayyy Suzancım bizim Kısmetin bi damadı var maşallah kaşlı,gözlü bi çocuk allah bağışlasın''.Yahu ''kaşlı,gözlü'' ne demek hanımteyze?.Kapı gibi,taş gibi,at gibi,ilik gibi,sütun gibi,kaymak gibi,ayı gibi,öküz gibi,kız gibi,bebek gibi vs. vs. işimiz gücümüz insanları bi şeylere benzetmek! Ama benim favorimi sorarsanız ''kapı gibi herif'' derim:)


9 Aralık 2012 Pazar

Çatlamama az kaldı doktorum nerde??

Tumblr_mcd8gzhbpv1qijao0o1_500_large     An itibariyle çatlamak üzereyim,nefes bile alamıyorum.Sebebi aç gözlülüğüm.Şöyle izah edeyim efendim 10 Aralık Pazartesi günü yani yarın annemle birlikte diyete başlama kararı aldık.Ehh pazartesi gününden daha  uygun hangi gün olabilirdi ki?Valide Sultan ve bendeniz haftasonu mangalların,her türlü hamur işinin,etlinin sütlünün dibine vurduktan sonra mutfak masasında birbirimize mutsuz bakışlar atarken,ben bi cesaret ''haydi bre pehlivan,gazamız mübarek ola'' dedim ve anacağızımı da gaza getirerek diyet olayımızın öncüsü oldum.
***
   Her kadın gibi benim de hep bi 5 kilo fazlalığım oluyor ciğerim.O beş kilo nasıl bi şeyse 57 kilo da olsam,60 kilo da olsam hep yerinde sayıyor.Kadın milleti işte,kaç kilo olursak olalım hep bi doyumsuzluk neylersin.Amma velakin bu seferki 5 kilo fazlalığım hakikaten sahici,gözebatan,yürek hoplatan,ciğer kanatan bi fazlalık.Atsan atılmıyor satsan satılmıyor.Şu sıralar davetmiş,düğünmüş,kokteylmiş,açılışmış,cartmış curtmuş epey bi aktiviteye iştirak ettim.Hoop kanepeleri üçer beşer yuvarla,hoop sarmaları uç uça ekleyerek mideye yolla derken oldum ben bir PEHLİVAN! Kadının kalçalısı olayını abartarak,kalçayı asıl işlevinden çıkarıp kamyon lastiği olma yoluna soktum,göbek desen üç katlı düğün pastası gibi mübarek.Hal böyle olunca bir an önce diyete başlama kararını verdim.
***
    Tabi bu karar öyle basit bi şey değil ki.Hamurişlerinden,tatlılardan,tuzlulardan,çikolatalardan,cipslerden ayrı kalmak sevgiliden ayrılmak gibi bi olay ne de olsa.İlk saatlerde çevreye ''amaann canım,ne olacak ben gayet iyiyim'' havaları atılırken,ilk günün ardından midende hafiften bi yanma başlar,üç günün sonunda gözlerin uzaklara dalar,bir haftadan sonra kafelerde mutlu mesut yemek yiyen insanlara kıskançlık ve nefret karışımı bakışlar fırlatırsın.İşte dananın kuyruğunun koptuğu an bu 1 haftadan sonraki zamandır.Ya pes edip ilk adımı sen atar,diyeti bozarsın ya da bu acıyla yaşamaya alışıp yepyeni bedeninle mutlu mesut yaşarsın.
***
   Gelelim benim şu an çektiğim acının sebebine.Malum yarın diyetimizin ilk günü gözümüzü doyuralım anacım dedim anneme.Oturduk Allah ne verdiyse bi güzel yedik,içtik.Abartısız en son 6 dilim su böreği ve 4 kase aşure yediğimi hatırlıyorum,gerisi bilinç kaybı,mide bulantısı,şuursuzluk.Şu an nefes almaya bile üşenen bedenimle iki büklüm zar zor bu postu yazıyorum.Hadi bakalım bindik bi alamete...